
Sabahın en serin anında, beyaz bir örtü gibi çiğ düşerken Anadolu toprağına, bir kadın yürüdü. Adı Şerife Bacı’ydı. Elinde mırmır denilen ağır cephane sandıkları, omuzlarıyla kucakladığı zafer umutları… Her bir torba, Cumhuriyet’in ilk nefesine bir kıvılcım katıyordu.

O gece, kış, cephane yüklü kağnısının tellerine konuk oldu. Şefkatli bir anne gibi korudu, siper oldu. Fakat, İstanbul’un ışıltılı faytonlarından çok uzakta, bir yolun kırıklığında, rüzgâr kavurduğunda Şerife Bacı, durdu; susadı, üşüdü ve ölümsüzleşti. Kağnının üzerinde donarak ebediyete yürüdü; ardında, özgürlüğe duyulan inancı ve kadınların sessiz fedakârlığını bıraktı.

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı’na sayılı günler kala, Şerife Bacı’nın hikâyesi gökkubbenin en parlak yıldızı gibi belirdi zihnimizde. 23 Nisan’da bir ulusun çocuklarına armağan edilen umut, 19 Mayıs’ta gençliğin yaktığı o ateş; şimdi, Şerife Bacı’nın karda donmuş ellerinde yankılanıyor. Türk kadınının diz çökmediği; direnç, çaba ve sevgiyle tarih yazdığı anların metaforu aslında o kağnının donduğu yer.

Sürkan Kütan’ın romanında yankılanan sözler, o tozlu patikaları yeniden canlandırırken; Edebiyat Magazin Gazetesi olarak biz de Şerife Bacı’yı şimdi bir kez daha edebi bir büyüyle, haber formunun sınırlarını aşarak okura sunduk. Her bir cümle, kalbine dokunmak, tüylerini ürpertmek, “biz”diye haykırdığı zaferin yankısını sürdürmek için.

Genç de okusun, yaşlı da; yüreklerinde alevlenen bir soruyla kalsın: “Hangi özgürlük yükünü omuzluyoruz bugün?” Şerife Bacı’nın kağnısındaki sessiz kahramanlık, bir davetiye olsun geleceğe: “Cesaret, soğuğu dize getirir; inanç, kışı bahara çevirir.” Cumhuriyet’in ilk kışında açan çiçek, en zorlu patikalarda bile umut tohumlarını yeşertir. Şerife Bacı’nın adı, her zafer ayında yeniden doğan bir efsanedir.
.jpeg)

Yorum Yazın