Umuda Çarpan Duvarlar
Süheyil Aydın
Bugün arsız ruhum, huzursuz benliğimden. Var oluşuma isyan ediyor, kendi içine dalmış okyanusundan. İpe sapa gelmez insanları görüyor gözlerim. Nefret doluyor aklım, huzursuz insanlığımızdan. Küfürler doluyor dilime; dolaşan, belirsiz, ayarsız, aykırı, sözlüğümde olmayan cinsten.
Tanımak zor, kusursuz görünen sahte zanaat ehillerini. Seyrediyorum âlemi, mekânın mevcut meczuplarını. Kendimi görüyorum her delilikte, her derinlikte; tırmanan ama ötesi olmayan emek israfını.
Durmayan zamanın yok oluşuna şahit oluyorum, zihnimden eksilen gün batımlarında. Güvensiz, egolu insan manzarasında karanlığı aydınlatıyorum; bilmem kaç nesil sonra, kaç fersah yerin altında.
Öyküler yazıyorum gelincik tarlasında, güneşe gülümseyen bahar deryasında. Yarını düşleyip bu günü arzuluyorum, şehvet dolu gizli kalmış bakire utancında. Yeşile âşık oluyorum, baharın başlangıcında canlanan bedeninde toprağın. Kayboluyorum, hayal kokan Boğaz'ın masmavi denizinde.
Ben beni buluyorum, umuda çarpan duvarların nefes alışlarında. Cesaret alıyorum gözyaşlarımdan beslenen sözlerimden. Biliyorum, yüküm ağır; taşıyor menzilinden yalnızlık dolu ölümümden.
Bugün arsız ruhum, huzursuz benliğimden. Hayatta kalmış eksik düşlerimden. Az çok izler taşır aşkın sarhoşluğumdan. Hüzün kalmış eksik, uzayan mutsuzluğumdan. Soluksuz, sonsuz, belirsiz, rotasız güzergâhımdan. Bilinmez olmuş düşlerin sonsuza uzayan hayat yorgunluklarından.
Ruhumda ölümsüz huzur bulmayacak olan benliğimden bile bensizim. Herkes gibi yalnız, hepimiz gibi kimsesiz; herkes gibi yapayalnız, sadece ben gibi ölümsüzüm ben...
Yorum Yazın