
Röportaj: Mauro Montacchiesi
Türkçe Yayına Hazırlayan: [İsminiz / Editör Adı]
Abdüllatif Mübarek ile buluşmak, başka hiçbir coğrafyaya benzemeyen şiirsel bir evrene adım atmak demektir. Arapçanın hem fasih (klasik) hem de ammice (halk dili) ruhuyla yaşayan bir bedene, bir titreşime, bir hafızaya, bir yaraya ve yeniden doğuşa dönüştüğü bir dünyaya girmek...
1964 yılında Süveyş'te doğan ve Ayn Şems Üniversitesi'nde hukuk eğitimi alan Mübarek, 1980'ler kuşağının en önemli şairlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sesi; dergileri, gazeteleri, antolojileri ve festivalleri aşarak Mısır'da, Arap dünyasında ve son yıllarda Avrupa'da geniş bir yankı uyandırdı.
Şair, Uluslararası Sergio Camellini Ödülü (Modena, 2025), İtalya'daki DivinaMente Donna Yarışması Birinciliği (2026) ve tüm eserleriyle layık görüldüğü Uluslararası Naji Naaman Ödülü (2026) gibi önemli ödüllerin sahibi.
Onunla, ikindi güneşinin ışıklarıyla dolup taşan, kitap ve naneli çay kokan bir salonda buluşuyoruz. Bakışlarında, çok şey görmüş bir insanın dinginliğiyle birlikte, hayret etme yetisini hiç kaybetmemiş şairlerin o saf merakı var.
Soru: Üstat Mübarek, en baştan başlayalım. Süveyş'te büyümek sizin için ne ifade ediyor?
Abdüllatif Mübarek: Süveyş sizi asla terk etmeyen bir şehirdir. O bir sınırdır, bir limandır, bir geçittir. Denizin çölle buluştuğu, tarihin arka planda bir fısıltı gibi aktığı yerdir.
Çocukken gemilerin mitolojik canlılar gibi süzülüşünü izlerdim. Belki de her şeyin iki yüzü olduğunu orada öğrendim: Biri görünen, diğeri ise saklı kalan.
Şiir benim için böyle doğdu; görünmeyene kulak verme çabası olarak.
Soru: Hukuk eğitimi aldınız. Hukuk ve şiir nasıl uzlaşıyor?
Abdüllatif Mübarek: Hukuk bana titizliği ve kelimelerin sorumluluğunu öğretti. Şiir ise özgürlüğü.
Birbirinden uzak iki dünya gibi görünseler de aslında öyle değiller. Her ikisi de farklı araçlarla hakikati arar.
Günün sonunda şair, özünde mahkûm etmeyen; aksine anlamaya çalışan bir yargıçtır.
Soru: Hem Klasik Arapça hem de Mısır halk diliyle yazıyorsunuz. Hangi sesi kullanacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?
Abdüllatif Mübarek: Dil beni seçer.
Klasik Arapça benim omurgamdır; mirasın, derinliğin ve saygınlığın dilidir.
Mısır halk dili ise benim tenimdir; sokağın, insanların ve damarlarda akan kanın dilidir.
Bir duygu doğduğunda, kendisine ihanet etmeden onu hangi sesin taşıyacağını hemen bilir.
Soru: Eleştirmenler, modernlikle geleneği bir araya getirme yeteneğinize dikkat çekiyor. Bu bilinçli bir tercih mi?
Abdüllatif Mübarek: Modern ya da geleneksel olmaya çalışmıyorum. Yalnızca dürüst olmaya çalışıyorum.
Arap şiiri büyük bir tarihe sahip. Bunu görmezden gelmek büyük bir kayıp olurdu.
Ancak bugün yaşamak, daha parçalanmış ve kaygılı bir dünyada nefes almak demek. Ben bu iki kutbu bir arada tutmaya çalışıyorum: Kökleri ve rüzgârları.
Soru: 1980'ler kuşağının önemli seslerinden biri olarak görülüyorsunuz. O dönemi farklı kılan neydi?
Abdüllatif Mübarek: Gençtik ve öğrenmeye, üretmeye açtık.
Mısır; sosyal, siyasi ve kültürel açıdan derin bir dönüşüm yaşıyordu. Şiir, bu dönüşüm içinde kaybolmamanın bir yoluydu.
Yeni biçimler, yeni ritimler ve yeni imgeler arıyorduk. Birçoğumuz, bugün artık var olmayan ama o dönemde özgürlüğün laboratuvarları sayılan dergilerde yazıyorduk.
Soru: Eserlerinizde beden, deniz ve susuzluk imgeleri sık sık karşımıza çıkıyor. Neden?
Abdüllatif Mübarek: Beden, şiirin ilk mekânıdır.
Acının, arzunun ve hafızanın yaşandığı yer odur.
Deniz; çocukluğum, şehrim ve kaygımdır. Aynı zamanda sert bir öğretmendir. Size hiçbir şeyin sabit olmadığını öğretir.
Susuzluk ise insan olma hâlidir. Burada sudan değil, ruhun susuzluğundan söz ediyorum.
Soru: “Nawbat Atash” (Susuzluk Nöbeti) adlı eserinizde bu imge adeta yaşayan bir karaktere dönüşüyor.
Abdüllatif Mübarek: Evet. O kitaptaki susuzluk; konuşan bir ses, peşinizden gelen bir gölge ve cevabı bulunamayan bir sorudur.
O kitabı yazdığım dönemde zor günler geçiriyordum. Şiir benim suyumdu.
Soru: “Brilliance Without Identity” (Kimliksiz Parıltı) adlı şiiriniz nasıl doğdu?
Abdüllatif Mübarek: Bir bakıştan doğdu.
Bazen tek bir an, bir kimliği ya da bir uçurumu açığa çıkarmaya yeter.
O şiirde, adı olmayan; parıltı ile sessizlik arasında yaşayan bir şeyi yakalamaya çalıştım.
Şiir, görünmeyene biçim verme çabasıdır.
Soru: Son yıllarda çalışmalarınız İtalya'da birçok ödülle onurlandırıldı. Bu bağ sizin için ne ifade ediyor?
Abdüllatif Mübarek: İtalya şiğe âşık bir ülke.
2025 yılında Uluslararası Sergio Camellini Ödülü'nü aldığımda, orada bulunamasam da özel bir sıcaklık hissettim.
Ardından DivinaMente Donna ve Naji Naaman ödülleri geldi.
Bunlar, şiirin dilleri ve kültürleri aşabileceğinin işaretleri.
İtalya beni bir kardeş gibi karşıladı ve ben de onu kalbimde taşıyorum.
Soru: Hiç doğrudan İtalyanca yazmayı düşündünüz mü?
Abdüllatif Mübarek: Henüz değil. Ama asla “asla” dememek gerekir.
Şiir bir köprüdür; insanı hayal bile edemeyeceği yerlere götürebilir.
Soru: Bugün şair olmak ne anlama geliyor?
Abdüllatif Mübarek: Yalan söylememek.
Kulak vermek.
İnsanın kırılganlığını korumak.
Şair ne bir politikacıdır ne de bir peygamber.
Ama önemli bir sorumluluğu vardır: İnsanlara bir ruhları olduğunu hatırlatmak.
Soru: Şiir hâlâ bir şeyleri değiştirebilir mi?
Abdüllatif Mübarek: Şiir dünyayı değiştirmez.
Şiir insanları değiştirir.
Dünyayı değiştirenler ise insanlardır.
Soru: Yeni nesil Arap şairlerini nasıl görüyorsunuz?
Abdüllatif Mübarek: Onları cesur buluyorum.
Zor bir çağda yaşıyorlar ama denemekten korkmuyorlar.
Fasih dille, halk diliyle, İngilizceyle ve Fransızcayla yazıyorlar.
Arap şiiri bir mozaiğe dönüşüyor ve bu çok güzel.
Soru: Şiirin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike nedir?
Abdüllatif Mübarek: Yüzeysellik.
Gürültülü ve hızlı bir çağda yaşıyoruz.
Oysa şiir; derinliğe, sessizliğe ve yavaşlığa ihtiyaç duyar.
Tehlike, şiirin yalnızca bir aksesuara dönüşmesidir.
Ama gerçek şiir her zaman direnir.
Röportaj sona erdiğinde Mübarek birkaç saniye sessizliğe gömülüyor ve ardından şu cümleyi kuruyor:
“Şiir, iyileşmesini istemediğim bir yaradır.”
Bu cümlede onun hayatı, eserleri ve dünya görüşü saklı.
Oradan ayrılırken şu dizeleri zihnimde yankılanıyor:
“Gözlerinde bir sevinç kalır; köklerinde bereket.”
Belki de onu büyük bir şair yapan şey tam da budur: Fırtınanın ortasında bile sarsılmaz bir kök bulabilme yeteneği.
Roma, 17 Haziran 2026
Editör Notu: Bu söyleşi, Roma Uluslararası Akademisi tarafından hazırlanmış olup Türkçe çevirisi ve yayım izni yazar tarafından gazetemize iletilmiştir.
Röportaj: Mauro Montacchiesi
Konuk: Abdüllatif Mübarek
Türkçe Çeviri ve Yayına Hazırlayan: [Çeviriyi yapan kişinin adı]
Kaynak: Roma Uluslararası Akademisi (The International Academy of Rome) – 17 Haziran 2026

Yorum Yazın