
Aynı masanın etrafında, zamanın iki ucundan gelen iki yabancı gibi oturuyoruz. Karşımda 1996’nın masumiyeti, aynada ise 2026’nın süzülmüş yorgunluğu ve huzuru...
Küçük Rilda: "Mihayet... Nihayet geldin."
Rilda (35): "Ben hep buradaydım."
Küçük Rilda: "Hayır. Seni bulmak için otuz beş yıl bekledim."
Rilda (35): "Ve ben de sana geri dönebilmek için tam otuz beş yıl yürüdüm."
Küçük Rilda: "Söyle bana... O düşlediğimiz ırmaklara vardık mı? Hayallerimizi gerçekleştirdik mi?"
Rilda (35): "Bazılarını evet. Bazıları bambaşka patikalara saptı. Bazıları ise sadece birer ders olarak hafızamda kaldı."
Küçük Rilda: "Hiç ağladın mı?"
Rilda (35): "Çok. Sandığımdan çok daha fazla."
Küçük Rilda: "Peki, neden hâlâ gülümsüyorsun?"
Rilda (35): "Çünkü her damla gözyaşı, beni biraz daha demirledi hayata. Yıkıldığım her an, yeniden nasıl doğrulacağımı o yaşlarda öğrendim."
Küçük Rilda: "İnsanlar kalbini kırdı mı?"
Rilda (35): "Kırdılar. Ama sevdiler de. Ve biliyor musun, gerçek sevginin ağırlığı, tüm o keskin yara izlerinden daha ağır geldi."
Küçük Rilda: "Hiç kendinden vazgeçtin mi?"
Rilda (35): "Bir anlığına, evet. Ama kalbim, rotasını kaybettiğinde bile kendine dönüş yolunu hep buldu."
Küçük Rilda: "Peki, mutlu musun?"
Rilda (35): "Mutluluk bir varış noktası değilmiş küçük kızım. Bir kucaklaşma, içten bir teşekkür, iki fırtına arasında alınan derin bir nefesmiş. Hepsi bu."
Küçük Rilda: "Otuz beş yılda ne kazandın, ne kaybettin?"
Rilda (35): "Zarafetimi yitirmeden güçlenmeyi öğrendim. Karanlığın ardından mutlaka bir sabah geleceğine dair o sarsılmaz inancı kazandım. Neyi mi kaybettim? Bazı insanları, illüzyonları ve ağır gelen beklentileri. Ama yerlerine 'huzuru' koydum."
Küçük Rilda: "Ya babam?"
Rilda (35): "Hâlâ eksikliğiyle yaşıyorum. Öyle acılar var ki zaman iyileştirmiyor; sadece yüreğin, o acıyla çarpmayı öğreniyor."
Küçük Rilda: "Peki ya annem?"
Rilda (35): "Babam, içimde hep kanayan o ince sızıysa; annem, hayata tutunmamı sağlayan o sarsılmaz liman. Başarılarımda ilk sevinen, benden ümidini kesen son kişi. Dünya yorduğunda sığındığım tek yer."
Küçük Rilda: "Beni hâlâ içinde taşıyor musun?"
Rilda (35): "Her gün. Hâlâ umut ediyorsam, hâlâ düş kuruyorsam; bu senin sayende."
Küçük Rilda: "Giderken bana ne söylemek istersin?"
Rilda (35): "Kendin olmaktan korkma. Değerini başkalarının terazisinde tartma. Unutma; iyi bir kalp, bu dünyadaki en büyük servettir."
Küçük Rilda: "Yıllar geçse de, büyüsünü koruyabildik mi?"
Rilda (35): "Evet. Ay’a baktığında hâlâ o çocuk gibi hayret edebilen, mucizelere inanan o kadınız biz."
Küçük Rilda: "En büyük hayalimiz... Yazmak... Hâlâ yazıyor muyuz?"
Rilda (35): "Hem de her zamankinden çok. Eskiden sadece kalbimin dehlizlerinde sakladığım o sözcükleri, bugün başkaları okuyor, başkaları o satırlarda kendi yaralarını iyileştiriyor."
Küçük Rilda: "O zaman, 35 yıllık yolculuğun en güzel hediyesi ne?"
Rilda (35): "İki küçük çift göz... Beni aşkla izleyen ve hayatın ne kadar mucizevi olduğunu her gün hatırlatan çocuklarım. Onların gülüşünde, o eski küçük Rilda'yı buluyorum."
Küçük Rilda: "Gëzuar (Tebrikler) 35 yaşın için. Bir dileğim var: Yıllar gözlerindeki ışığı çalmasın. Sıradanlığın içinde güzelliği görmeyi bırakma."
Rilda (35): "Sana söz veriyorum. Seni hiç unutmayacağım."
Otuz beş yılın muhasebesi: Yazar Amarilda Dokollari, kendi çocukluğuyla masaya oturdu. Arnavutlu yazar Amarilda Dokollari, 35. yaş gününü kutlarken okurlarına duygusal bir mektup tadında köşe yazısı sunuyor. Geçmişin masumiyeti ile geleceğin olgunluğu arasındaki o ince çizgide, bir kadının hayallerine, kayıplarına ve vazgeçmediği kalemine dair samimi bir iç döküş.

Yorum Yazın