
Modern çalışma hayatı, çoğu zaman bir "mükemmel çalışan" profili üzerinden yürür. Ancak bu vitrinin arkasında, aslında derin bir yalnızlık ve bitmek bilmeyen bir kaygı yatar. Görüştüğümüz, isminin açıklanmasını istemeyen bir finans sektörü yöneticisi, bize "başarı bağımlılığının" aslında nasıl bir esaret olduğunu anlattı. Bu vakanın temelinde yatan en büyük korku; "Eğer mükemmel değilsem, kimse beni sevmez" düşüncesi. İş dünyasında bu durum, her maili on kez okumak, hafta sonu bile ulaşılabilir olmak ve asla "hayır" diyememek olarak kendini gösteriyor. Bu sadece bir disiplin değil, derin bir özgüven kırılması. Görüştüğümüz kişi, geceleri uyandığında ilk işinin bildirimlerini kontrol etmek olduğunu söylüyor. Bu bir iş takibi değil; bir "var olma" kanıtı. Eğer bildirim gelmiyorsa, unutulduğunu ve değersizleştiğini hissediyor. Ofis kapısından çıktıktan sonra başlayan o korkunç sessizlik ise işin en acı kısmı. Kendiyle baş başa kaldığı o ilk on dakikada kişi şu soruyu soruyor: "Yaptığım onca şeyin aslında kime faydası var?" Bu bir başarı hikayesi değil; kendi hayatını bir şirketin takvimine kurban etmiş bir insanın içten dışa yansıyan çığlığı. Sektör ne olursa olsun, masadaki o bilgisayar ekranı sadece verileri değil, insanın kendi hayatını da yavaş yavaş karartıyor.

Yorum Yazın