Yorumlar
ASENA TOPRAK
"Anlamlı, sade ve etkileyici bir bakış açısı. Keyifle okudum."BAŞARILARINIZ DAİM OLSUN.SAYGILARIMLA

Yazan: Suheyil Aydın
Yorulur insan, kendisi olmadan yaşadığını hissettiğinde. Toplumun kişiye biçtiği roller, bireyde daha derin bir huzursuzluğun onayı gibidir. Oysa gerçek huzur; toplumun bize yüklediği rollerin dışına çıkıp kişinin kendi gerçek benliğiyle yüzleşecek cesareti gösterdiğinde ortaya çıkmaya başlar.
İnsan, ömür boyu bir arayış içindedir aslında. Oyalandığı ömür onu hayatta kalma yollarına itse de hiçbir zaman insanın birinci önceliği kariyer, başarı ya da zenginlik olmamıştır. Hayat, insanın benliksel doyumu temeline kurulmuş içsel bir yolculuktur. Yolun üstünde hayatın sıradan yürüyüşleri yapılsa da biraz altına indikçe içsel yolculuğun öze teması vardır. Biraz daha derine inince; gerçek benlik algısını oluşturma çabası ile birlikte, toplumsal rollerden arınmış huzur arayışı yatmaktadır.
Bu bağlamda sürdürülen ömür, sadece perdeye yansıyan sahnede oynanan bir oyundan ibaret karakter yansımalarıdır. Herkes, kendine biçilen rolün hakkını vermeye çalıştığı, kusursuz görünmek için çabaladığı o sahnenin birer emektarıdır aslında. Emek verilen ya da hayatta uğraşmak için seçilen yolun tamamının bir emek olduğu düşünülünce; alın terinin ve rolünü en iyi yapan kişilerin başarısıdır, kimin seni nasıl gördüğü.
Fakat bu, gerçek benlikten uzak, toplumsal rollere bürünmüş insanın sıradan hâlleridir görünenin aksine. Kimin neyi görmek, almak, düşünmek, yorumlamak ya da hayal etmek gibi tercihleri olduğuna karışmadan; biçilmiş rolün yansımaları olarak görenin gözünde duran bir aynadır. Rolün sahibi, belki de hayatın olağan akışında bu rol hayatına dokunmuş olduğu için seçmiştir onu, belki de sadece bir rol olduğu için kabul etmiştir.
Ama seyirciler tarafından görünen o sahne; bireysel kimlikten uzak, oyuncunun sahnede oynadığı bir rolden ibarettir. Yine de seyirci, bazılarının beğendiği o içsel kimliği insan şekline bürünmüş bir başyapıt olarak kabul edecektir. Gerçeğin bu olmadığı taraflar açısından tam zıt bir gerçeklik taşısa da kimsenin bunu değiştirmeye gücü yetmeyecektir. Seyirci, tatmin olduğu duygunun etkisiyle rolün sahibini görmek istediği gibi görecek; aksini ispat etmek ise neredeyse imkânsız olacaktır.
Rolün sahibi kendisinin o kişi olmadığını bilecek, yarın başka bir sahnede başka bir karakteri oynamaya devam edecektir. Perde ardında ise kendisini aramaya devam edecek, gerçek öz benliğinin peşine düşecektir. Sahne değişse de her sahnede kalan kimlik, seyircinin gördüğü ve algıladığı kadar olacaktır. O sırada kendi benliğini bulmaya çalışan oyuncu, yarın başka bir sahnede başka bir karaktere can verecek; kendi karakterini bulmak, toplumsal rollerin ruhunda oluşturduğu huzursuzluktan kurtulup kendisiyle gerçek manada yüzleşebilmek için mücadele edecektir.
Karakter sahibi oyuncu, her sahnede bir başka benlik bırakıp öz benliğiyle hayatına devam edecek ama asla gerçek benliğine ulaşmadan huzur bulamayacaktır. Öz benlik, sahnedeki oyun değildir; kimsenin seni gördüğü kişi ya da oynadığın rol de değildir.
Benliğe ulaşmak çıplaklık ister. İnsan doğası, çıplaklığı zayıflık zanneden basit düşüncelerin ördüğü bir sarmaldan başka bir şey değildir aslında. Bu sarmal, insanların toplumsal benliklerinin birer yansıması olsa da sahnenin sahibinin gerçek kişiliği değildir. İnsanı en çok rahatsız eden şey, kendisi olmadığı bir rolün sahibi olup öyle görülmektir.
Gören her göz yanlış olsa da değişimin zihinsel olduğunu bilen sanatçı, değişimin kendisi olmaz ve olmadığı bir benliğe bürünen gözlerin göremediği yerde kendi hayatının en bilinmez hikâyesini yazmaya devam eder. Oynadığı rollerin sadece sahne piyesinden ibaret olduğunu bilen kişi, bir süre sonra var olduğu benliğin rahatsızlığını yaşar ve anlaşılmamanın da bir rolden öte, benliğine dar gelen bir çıkmaz olduğunu fark eder.
İşte o zaman gerçek sorgulama başlar.
"Ben neredeyim? Ben kimim? Ben neyim?"
Bu, benliğin özünde bir kurtuluş ya da yok oluştur. Kendini bulamayan cesaret; hiç yaşamamış, kendiyle hiç yüzleşememiş, kendine yabancı huzursuz bir ruhtur. Tam burada yok olmuş ya da hiç var olmamış eksik bir ruh bırakan insandır aslında ardında.
Huzursuzluğun toplumsal onayına dönüşen roller; kimliksiz kalmış, kendine yabancı benliklerin huzursuzluğunu yaşarken kendiyle yüzleşememenin eksik cesaretiyle sonsuz bir huzursuzluğun dehlizine düşmüş yaşayan ömürlerin bedbaht hikâyesine dönüşür.
Yapılması gereken; toplumsal rollerden sıyrılıp kendi öz benliğine ulaşmak ve gerekirse yalnızca kendinle, kendini huzur içinde yaşayabilmektir. Ya da kendine yaklaşma cesaretini göstermeyip toplumun biçtiği rollerin sahibi olduğunu kabul ederek, kendinden başka biri gibi sonsuz bir huzursuzluğun içinde yaşamaktır.
Bu nedenle, toplumsal rollerin huzursuzluğuna rağmen yüzleşemediğin kendi öz benliğinle kavuşmaya göstermediğin cesaretin mahkûmu olarak bir ömür tüketmek; kaçınılmaz en kötü sonucu doğuracak, geçen zamanın pişmanlıklarıyla yok oluşun kendisine dönüşecektir.
Sonuç olarak; dış dünyanın biçtiği rollerden sıyrılıp kendine kavuşma cesaretiyle varacağın bu benlik savaşı, kendi öz benliğine ulaştığında bütün savaşları, yorgunlukları ve huzursuzlukları sona erdirecektir. Yaşamın gerçek anlamına ulaşıp arayışını tamamladığında ise insan, özgürce yalnızca kendi benliğiyle ve kendisi olarak yaşamayı başaracaktır.

Yorum Yazın