
Modern çağın en ağır sorumluluklarından biri olan ebeveynlik, günümüzde bir "kimlik" değil, bir "performans" biçimine dönüştü. Sosyal medyanın vitrinlerinde sergilenen o kusursuz, mutlu ve her şeyi başaran aile fotoğraflarının ardında, aslında büyük bir tükenmişlik yaşanıyor. Kendi hayallerini, hobilerini ve sosyal yaşamını tamamen askıya alarak "çocuğunun geleceği" odaklı yaşayan ebeveynler, aslında bir fedakarlık döngüsünün içinde kendi varlıklarını unutuyorlar.
Bu durum, psikolojik literatürde "çocuğu bir proje olarak konumlandırma" biçiminde tanımlanıyor. Ebeveyn, kendi eksikliklerini çocuğunun başarılarıyla tamamlama çabasına girdiğinde, birey olma vasfını yitiriyor. Okul çıkışlarındaki rekabetçi tutumlar, özel ders programları ve çocuğun her anını planlama arzusu, aslında ebeveynin kendi başarısızlık korkusunun bir yansıması haline geliyor.
Dosyamızın en çarpıcı noktası ise, bu sürecin sonunda ortaya çıkan o "gizli yalnızlık". Birçok ebeveyn, sadece bir saatliğine bile olsa sorumluluklardan sıyrılıp, sadece "kendisi" olarak kalmak istiyor. Ancak bu arzuyu dile getirmek, toplum nezdinde "kötü ebeveyn" etiketi yiyeceği için derin bir tabu olarak korunuyor. Çocuk, bir birey olarak değil, ailenin sosyal statüsünü belirleyen bir "başarı objesi" haline getirildiğinde, aradaki bağ sevgiye değil, zorunluluğa dayanmaya başlıyor.
Gerçek şu ki; kendi hayatını tamamen yok ederek çocuğuna bir gelecek inşa ettiğini düşünen ebeveyn, aslında ona mutsuz bir miras bırakıyor. Çocuğun ihtiyacı olan şey, kendi hayatından vazgeçmiş "kusursuz bir kurban" değil; kendi değerlerini koruyan, mutlu ve tutarlı bir rehberdir.

Yorum Yazın