
Türk edebiyatının "psikolojik roman" denince akla gelen ilk ismi Peyami Safa, sadece bir yazar değil, bir zihin cerrahıdır. Eserlerinde karakterlerini öyle bir noktaya koyar ki, okuyucu kendi korkularını, tereddütlerini ve o bitmek bilmeyen vicdan muhasebelerini karakterlerin aynasında görür.
Tereddüdün Romana Yansıması Safa’nın kahramanları hiçbir zaman "tek boyutlu" değildir. Onlar, modernleşen Türkiye’nin getirdiği kimlik krizleri ile kendi iç dünyalarındaki o karanlık odalar arasında sıkışıp kalmışlardır. Bir yanda modern olmanın getirdiği o parlak vitrinler, diğer yanda kültürün ve geçmişin ağırlığı... İnsan, bu iki uç arasında savrulurken, aslında kendi gerçekliğinden de uzaklaşır.
Zihin Bir Hapishane midir? Peyami Safa’nın eserlerinde mekanlar bile insanın zihnini yansıtır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ndaki o hastane odası, aslında kahramanın kendi varlığıyla yüzleştiği bir "iç hesaplaşma" alanıdır. Acı, sadece fiziksel değildir; asıl acı, insanın kendisini başkalarının gözüyle görmeye başlamasıdır.
Modern İnsanın Kök Sorunu Peyami Safa, bugün yaşasaydı, muhtemelen ekranlarımızdaki o sahte "kusursuzluk" algısını en sert şekilde eleştirirdi. Onun edebiyatı, dışarıdaki gürültüden kaçıp içeriye, yani zihnimizin o loş ışıklı koridorlarına dönmemiz için yazılmış bir çağrıdır. Kendi zihninizdeki o tereddütle ne kadar barışıksınız?

Yorum Yazın