Edebiyat Magazin Gazetesi sayfalarında, uluslararası platformda özellikle ülkemizde kalemlerini tanıtmak isteyen yabancı şairlere daha sık yer vererek kendilerine bu imkanı tanımakta, değerli okurlarımız arasında şiir sevenler yayınlanan şiirler ile dünya şiiri hakkında fikir edinmektedir. Bu çerçevede, bu gün değerli şaire Latifa Harbaoui’nin iki değerli şiirine sayfalarımızda teşekkürlerimizle yer veriyoruz.
Latifa Herbaoui, Cezayirli bir şaire, yazar, gazeteci ve medya kişiliğidir. Harbaoui'nin şiiri, çağdaş Arap şiirinin lirizmini korurken, evrensel insani deneyimlere açılan güçlü bir kapı aralıyor. Sessiz ama derin bir sesle konuşuyor; yüksek perdeden değil, kalıcı imgeler aracılığıyla etkisini hissettiriyor. İki şiir birlikte okunduğunda Latifa Harbaoui'nin şiir anlayışını da ortaya koyuyor. İlk şiir daha yoğun simgesel ve lirik bir yapı sergilerken, ikinci şiir daha sade, düşünceyi öne çıkaran bir söyleyişe yöneliyor. Harbaoui'nin en güçlü yanı, büyük toplumsal acıları küçük ve unutulmaz imgelerle görünür kılabilmesidir. Özellikle "babasız bir çocuğun elindeki patlamamış balon" ve "sevilen biriyle paylaşılan tek bir kahkaha" gibi imgeler, okurun zihninde uzun süre yaşamaya devam edecek niteliktedir.
Bu yönüyle Harbaoui'nin şiiri, çağdaş Arap şiirinin lirizmini korurken, evrensel insani deneyimlere açılan güçlü bir kapı aralıyor. Sessiz ama derin bir sesle konuşuyor; yüksek perdeden değil, kalıcı imgeler aracılığıyla etkisini hissettiriyor.
Güvercin
İhanetkâr bir beyazın içinde tutsak kalır güvercin.
Renklerin yuvasını nerede terk etmelidir?
Nerede kalıp gözyaşlarını usulca dizmelidir
kırık kanatlara bir yaşama şansı sunabilmek için?
Ne kadar engindir gökyüzü;
yükselmeye cesaret edenlerin yorgunluğundan ne kadar da habersiz.
Bir ezgi bulacaktır.
Bülbüle, kendi sesinden daha güzel bir ses ödünç verecektir.
Ah, keşke biraz daha yumuşak söyleseydi şarkısını;
keşke kuşları dans ettirebilseydi.
Keşke sevinç uçup gelse de
ezelden beri eğilmiş bir ağacın dalına konsa.
Keşke güneş hiç batmadan doğsaydı;
belki kırlangıç zamanı kucaklar, hüznü sürgüne gönderirdi.
Neden ağlamaya hazırlanan bir buluta sarılıyor?
Keşke bir anlığına da olsa güneşe sarınsaydı.
Keşke yaşamı prova eder gibi gülebilseydi;
naylondan kanatlar dikip
yeryüzünde uçuyormuş gibi yapabilseydi.
Yine de güvercin, ışığa benzeyen bir şeyi bekliyor;
savaştan dönen, babasız bir çocuğa benzeyen,
elinde hiç patlamamış bir balon taşıyan bir ışığı...
Latifa Harbaoui — Cezayir
Hiçbir Şey Bir Kahkahayla Boy Ölçüşemez
Sabah, hiçliğin kıyısında.
Güneş, yaranın uzağında açıyor.
Yorgunların parmakları
onun sıcaklığına bir türlü ulaşamıyor.
Gözler, acıdan bile daha kırılgan görünüyor.
Soluyorlar, koşuyorlar,
bitmek bilmeyen yanılsama kuyruklarında
birbirlerinin ardına diziliyorlar.
Sanıyorlar ki kuyruğun sonunda bir anahtar var;
bütün bu eğilip bükülmelere değecek bir şey...
Ama ellerine geçen yalnızca
kendi ağıtlarını süsleyecek,
mezarlarını taçlandıracak bir demet menekşe oluyor.
Oysa hayat,
bir an durabilmektir;
serin bir suyu ağır ağır içebilmek;
eskimiş bir balkonun kıyısında
hiçbir anlam taşımayan bir ana gülümseyebilmektir.
Bu kibirli evrende
ne şan ve şöhret,
ne alınıp satılan aşk,
ne de törenselleşmiş gözyaşları,
hiçbiri,
sevdiğin insanla paylaştığın
o kırık dökük, kendiliğinden kopup gelen
tek bir kahkaha anına
denk değildir.
Latifa Harbaoui — Cezayir
Yorum
Latifa Harbaoui'nin bu iki şiiri, çağdaş Arap şiirinin belirgin özelliklerini taşıyor: simgesel anlatım, toplumsal bellekle bireysel duygunun iç içe geçmesi ve umudun hiçbir zaman tamamen terk edilmemesi. Ancak iki şiirin sesi ve ağırlık merkezi farklıdır.
Güvercin
Bu şiirin merkezindeki güvercin, klasik anlamıyla yalnızca barışın değil; masumiyetin, kırılganlığın ve direnişin de simgesidir. Şiirin ilk dizesi dikkat çekicidir: "İhanetkâr bir beyazın içinde tutsak kalır güvercin."
Buradaki "ihanetkâr beyaz" alışılmış sembolleri ters yüz eder. Beyaz normalde barışı, saflığı ve umudu çağrıştırırken, şair onu "ihanetkâr" olarak nitelendirerek savaşların ve siyasal söylemlerin barış adına ürettiği sahte umutlara gönderme yapıyor olabilir. Bu tek imge bile şiirin felsefi katmanını kuruyor. Ardından gelen:
"Ne kadar engindir gökyüzü; / yükselmeye cesaret edenlerin yorgunluğundan ne kadar da habersiz." dizeleri şiirin en güçlü bölümlerinden biridir. Gökyüzü burada özgürlüğü temsil eder; fakat özgürlüğün kendisi, ona ulaşmaya çalışanların ödediği bedeli bilmez. Büyük idealler çoğu zaman onları gerçekleştirmeye çalışan insanların acılarını görünmez kılar.
Şiirin ikinci yarısında sürekli tekrar edilen "Keşke..." (If only) yapısı dikkat çeker. Bu tekrar, şiire dua ile ağıt arasında gidip gelen bir ritim kazandırıyor. Her "keşke", gerçekleşmesi mümkün görünmeyen bir arzunun ifadesidir.
Final ise oldukça etkileyicidir: "...savaştan dönen, babasız bir çocuk gibi, elinde hiç patlamamış bir balon taşıyan ışık..." Bu imge şiirin doruk noktasıdır.
Balon çocukluğun simgesidir. Savaş çocukluğu yok eder. Patlamamış balon ise hâlâ tamamen yok olmamış umudu temsil eder.
Çocuğun babasız oluşu ise savaşın en görünmeyen yarasını gösterir. Şair ışığı, işte bu çocuğun taşıdığı kırılgan umutla özdeşleştiriyor.
Bu nedenle şiir aslında bir savaş şiiridir; ama savaşın kendisini değil, savaş sonrası insan ruhunu anlatır.
Hiçbir Şey Bir Kahkahayla Boy Ölçüşemez şiirinin yorumu:
İkinci şiir ilkine göre daha yalın bir dille yazılmış olsa da düşünsel yönü daha belirgindir.
İlk bölüm modern insanın hayatını anlatıyor: Sürekli koşmak, kuyruklarda beklemek, bir anahtar aramak, sonunda yalnızca boşluk bulmak.
Buradaki "anahtar", mutluluğun, başarının ya da kurtuluşun metaforudur. İnsanlar bütün ömürlerini ona ulaşmaya harcarlar. Fakat sonunda: "...ellerine geçen yalnızca mezarlarını süsleyecek bir demet menekşe olur." Menekşe normalde zarif bir çiçektir. Şair onu mezar çiçeğine dönüştürerek yaşamın ironisini gösteriyor.
Şiirin ikinci kısmı ise neredeyse felsefi bir bildiridir. Hayatın tanımı yeniden yapılır:
durabilmek, yavaş içebilmek, anlamsız görünen bir ana gülümseyebilmek.
Bu yaklaşım bize Stoacı düşünceyi, Zen felsefesini ve modern "yavaş yaşam" anlayışını hatırlatır.
Finalde şiirin bütün yükü tek cümlede toplanıyor:
"Hiçbir şey... sevdiğin insanla attığın tek bir kahkaha kadar değerli değildir."
Şair burada büyük idealleri küçümsemiyor; fakat onların insan ilişkilerinin yerine geçemeyeceğini söylüyor.
Ortak Temalar : Her iki şiirde de tekrar eden bazı izlekler var: Savaşın görünmeyen yaraları, Umut ile umutsuzluğun iç içeliği, kuşlar ve gökyüzü metaforu, çocukluk, ışık, insanın küçük mutluluklarının büyüklüğü
Harbaoui'nin şiirinde dikkat çeken nokta, politik söyleme doğrudan yaslanmamasıdır. Okuru sloganlarla değil, imgelerle düşündürür. Özellikle kuşlar, güneş, bulut, çocuk ve ışık gibi evrensel simgeler sayesinde şiirleri yalnızca Cezayir'e değil, savaş yaşamış bütün coğrafyalara seslenir.
Yazar
Latifa Harbaoui; Cezayirli bir şair, yazar, gazeteci ve medya kişiliğidir. Bouzaréah Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden mezun olmuş ve eğitimine Biskra'daki Mohamed Khider Üniversitesi'nde devam etmiştir. Önde gelen Cezayir ve Arap gazete ve dergilerinde yayımladığı etkili edebi ve kültürel köşe yazılarıyla, Cezayir'in seçkin çağdaş edebiyat seslerinden biri olarak geniş çapta tanınmaktadır. Yayımlanan eserleri arasında *Boyuma Göre Biçilmiş Bir Güneş* (A Sun Tailored to My Size), *Endişe Kırıntıları* (Fragments of Anxiety) ve Dar Motoun Yaratıcılık Ödülü'nü (2023) kazanan *Cepheye Yakın Bir Tekme* (Close to the Front with a Kick) adlı şiir kitapları yer alırken; *Kanıt* (Proof) adlı yeni şiir kitabı şu anda baskı aşamasındadır. Ayrıca *Sarışın Yarasanın Mektupları* (Letters of the Blond Bat) adlı edebi mektup derlemesini yayımlamış, çocuk tiyatrosu için eserler kaleme almış ve Cezayir Kültür ve Sanat Bakanlığı gözetiminde 2025 yılında yayımlanan *Akıllı Okumada Altın Adımlarım* (My Golden Steps in Smart Reading) adlı çocuk kitabını yazmıştır. Halihazırda ilk romanı *Yine de Beni Görüyor* (Yet He Sees Me) üzerinde çalışmaktadır. Harbaoui; Arap Yazarlar Birliği Cezayir Temsilciliği, Şiir Evi (Biskra Şubesi) Başkanlığı ve Biskra Vilayeti Kültür Danışma Konseyi üyeliği görevlerinde bulunmuştur. 1995 yılında *Shadou El Djazaïr* adlı çocuk sanat topluluğunu kurmuş ve çeşitli edebi programlar ile radyo programları hazırlamıştır. Yazıları Cezayir üniversitelerinde kapsamlı akademik araştırmalara konu olmuş; İngilizce, Türkçe, Arnavutça ve diğer dillere çevrilmiştir. Çağ daş Arap edebiyatına yaptığı üstün katkıların bir yansıması olarak; 1 Kasım Madalyası, iki fahri doktora unvanı, üç yıl üst üste "En Etkili 100 Kişilik" listesinde yer alma başarısı ve yakın zamanda Biskra Valisi ile Barcelona Dergisi tarafından verilen onur ödülleri dahil olmak üzere çok sayıda ulusal, Arap dünyası çapında ve uluslararası ödüle layık görülmüştür.
Yorum Yazın