
PDCA
İngiltere’de başlayıp 1850’den sonra Batı Avrupa Ülkeleri, Kuzey Amerika ve Rusya’yı saran sanayi devriminin izleri, daha sonraları Japonya’da da görülmeye başlandı.
Sanayi devrimi ile birlikte iş ve emek gücünün yerini makine gücü almıştır. Demir ve kömürün asıl enerji kaynağı olmuştur.
Makine gücünün emek gücünün yerini alması ile, üretim süreçlerinin iyileştirilmesi ihtiyacı doğdu. 1920’lerde mühendis Shewhart tarafından üretim süreçlerinin iyileştirilmesi için istatistiksel kalite yönetim sistemleri geliştirildi.
2. Dünya Savaşı’nda Shewhart, mühendis ve istatistikçi Deming ile işbirlği yaparak askeri malzemelerin üretiminde başarı elde etti.
Shewhart döngüsü denen kalite yönetim sisteminin özeti olan bu döngü Planla-Uygula-Kontrol Et-Önlem Al (PDCA) bileşenidir.
1950’li ve 1960’lı yıllarda Japonya’da 2. Dünya Savaşı’nın yıkımlarından büyük hasar almıştı. Daha kaliteli üretim ve daha az hammade israfı için Deming’in öncülüğünde toplam kalite stratejilerini oluşturdu. Bu da Japonya’nın sanayi ve ekonomisinde büyük bir sıçrama yarattı.
Buna örnek olarak Toyota’nın üretiminde uyglaması ve büyük bir atağa geçmesini gösterebiliriz.
Japonya ile rekabet edemeyen Amerika bile 1980’lerden sonra bu üretim sistemlerini belirledi.
1986yılında kuruluşların üretim süreçlerinin iyileştirilmesi ve hatalarınazaltılması için kontrol çizelgeleri ve süreçlerin haritalanması gibi metodların da gereksinimi ile 6 Sigma Kalite Kontrol Yönetimi ve müşteri memnuniyetine odaklanıldığı için 1987’de ISO 9000 Kalite Yönetim Sistemleri Standartları oluşturuldu.
Günümüzde evrak tabanlı sistemden çıkılarak her şeyin bulut sistemine atıldığı süreç ve kayıtların, hataların hızlandırılarak dijital teknolojilerden yararlanıldığı görülmektedir.
Mesela inşaat firmalarında şantiyelerde sahada yapılan bir takım işlerin, hatta günlük muhasebe işlemlerinin dijital teknolojilere uygulanılarak dönemsel raporların alınabildiği görülmektedir.
Ülkemizde bazı sektörlerde yaşadığımız aksaklıklar ve gerilemeler zamanında Amerika’nın yörüngesinde kalıp onlar gibi bu sistemin farkına geç varmak, hatta hala ayak uyduramamaktan kaynaklanıyor.
İster inşaat olsun, ister sanayi firması olsun rekabet avantajı sağlamak, üretimde verimliliği sağlamak için sistemi A’dan Z’ye uygulanması gerekir.
Mesela inşaat firmaları KYS’ye göre yabancı bir ülkede iş yapmadan ülke risklerini buradaki formlar ile ölçümünü yapsalar bu kadar batan firma olmazdı.
Kamu İktisadi kurumlarımızda süreç yönetimleri ile görev tanımları yapılmış olsa, bu kadar bankamatik memuru olmaz, üretim ve idari amaçlar ile kullanıan araçlarda israf olmazdı.
Son yaşadığımız teleferik faciasında bile ilgili standartlar Almanya’daki gibi uygulansa bir civatanın bile gözden kaçması imkansız olurdu.
Daha önce bu sistemi Kazakistan’da şimdi kendini Türkiye’nin en büyük turizm firması olarak lanse edenbir firmanın şantiyelerinde uygulamıştık. Ancak sistem firma içinde denetimi arttırdığı ve yolsuzluğu önlediği için bir çok yönetici tarafından itiraz edilir gereksizmiş gibi lanse edilmeye çalışılmıştı. Kule vinç ile ilgili olacak kazayı yapılan çalışmalardan sonra uyarmamıza rağmen, kaza olduktan sonra bize hak verildi.
Ülkemizde gerek kamuda gerekse özel sektörde esas problem bu.. Bir takım yerlere çöreklenmiş menfaat odakları kendi sistemlerininin bozulmaması için KYS’ye karşı çıkıyorlar.
Yorum Yazın