Ay Çocuğu
Kısa Öykü
Yazan: Abdel Latif Moubarak
Şehrin kıyısındaki küçük bir ev, diğerlerinden farklıydı. Pencereleri kalın karartma perdeleri ve morötesi ışınları engelleyen özel filmlerle kaplıydı. Bu evde, deniz mavisi gözleri ve cam kadar hassas teniyle dokuz yaşındaki Zayn yaşıyordu.
Zayn için güneş, yalnızca dünyayı aydınlatan bir yıldız değildi; dokunduğunda tenini yakabilecek görünmez bir ejderhaydı. Çünkü Zayn, Xeroderma Pigmentosum (XP) hastasıydı. İnsanların "Ay Çocuğu" dediği çocuklardan biriydi.
Annesi her zaman kulağına aynı cümleyi fısıldardı:
— "Sen hasta değilsin oğlum... Sen sadece güzelliği güneş uyuduktan sonra ortaya çıkan başka bir dünyanın çocuğusun."
Gündüzleri hayatı sessiz geçerdi.
Kitap okur, ders çalışır, sulu boya resimler yapardı. UV ışınlarından tamamen korunmuş oyun odasında zaman geçirirken, özel camlı penceresinden dışarıdaki hayatı izlerdi.
Mahallede top oynayan çocukları...
Sütçüyü...
Koşuşturan insanları...
Kavgaları ve kahkahaları...
Onlar Zayn'i hiç tanımazdı; ama Zayn onların hayatını ezbere bilirdi. Kendini görünmez bir seyirci gibi hissederdi. Herkesi gören ama kimsenin göremediği biri...
Yine de gündüzden nefret etmezdi.
Sadece gecenin gelmesini sabırsızlıkla beklerdi.
Çünkü onun gerçek hayatı güneş battığında başlardı.
Akşam olduğunda kapılar açılır, perdeler çekilirdi.
Zayn ağır koruyucu kıyafetlerini çıkarır, çiy taneleriyle ıslanmış çimlere çıplak ayakla basardı.
Gece olunca o, evde mahsur kalan çocuk değil; bahçesinin kralı olurdu.
Melisa kokulu çiçeklerin arasında koşar, yarasaların kanat sesini dinler, serin rüzgârı içine çekerdi.
Onun için gece karanlık değil...
Özgürlüktü.
Bir yaz akşamı karşı eve Nur adında, kendi yaşlarında bir kız taşındı.
Nur kısa sürede Zayn'in yalnızca geceleri dışarı çıktığını fark etti.
Dolunaylı bir gece balkonundan seslendi.
— "Neden hep karanlıkta oynuyorsun? Canavarlardan korkmuyor musun?"
Zayn gülümsedi.
— "Canavarlar gündüzleri çıkar. Gece benim dostumdur. Ay ise beni korur."
O gece başlayan sohbet, zamanla benzersiz bir dostluğa dönüştü.
İki çocuk, geceleri balkonlarından ışıklarla haberleşiyor, telsizlerle saatlerce konuşuyordu.
Zayn ona yıldızları öğretiyor, Mars'ı Kutup Yıldızı'ndan nasıl ayıracağını anlatıyordu.
Nur ise ona gündüz denizinin rengini, güneş ışığında parlayan kumları ve gökyüzünün mavisini tarif ediyordu.
Bir gece Nur sessizce şöyle dedi:
— "Biliyor musun Zayn... Güneş bazen çok yorucu oluyor. Ama Ay insana huzur veriyor. Sen onun dostusun. Bence bu çok güzel."
Bu sözler, Zayn'in kalbinde yıllardır eksik olan bir duyguyu tamamladı.
İlk kez farklı olduğu için üzülmüyor...
Farklı olduğu için özel hissediyordu.
Bahar Festivali yaklaşıyordu.
Festival her yıl sabah başlayıp gün batımında bitiyordu.
Zayn yine sadece uzaktan izleyebilecekti.
Bir gün Nur, Zayn'in babasına dönüp sordu:
— "Festival ona gelemiyorsa... Biz festivali neden ona götürmüyoruz?"
Hazırlıklar gizlice başladı.
Mahalleli çocuklar ve aileleri bir hafta boyunca gece çalıştı.
Sokaklar binlerce küçük ampulle süslendi.
Işıklı balonlar, renkli fenerler, oyun alanları ve stantlar hazırlandı.
Ve cuma gecesi...
Zayn meydana geldiğinde gözlerine inanamadı.
Bütün mahalle onu bekliyordu.
Nur sahneye çıktı.
Kemanını kaldırdı ve mikrofona konuştu.
— "Bu festival diğerlerinden farklı... Çünkü bu gece Yıldızlar Festivali. Ve mahallemizin en cesur çocuğu Zayn'e ithaf edildi."
Müzik başladı.
Çocuklar birlikte oynadı.
Kahkahalar geceyi doldurdu.
Zayn ilk kez dünyanın kendisiyle aynı anda nefes aldığını hissetti.
Onuncu yaş gününde annesi ona büyük bir hediye verdi.
Yeni nesil, son teknoloji ürünü, hafif ve UV korumalı bir kask...
Gümüş rengiyle adeta bir astronot başlığını andırıyordu.
Yanında özel koruyucu kıyafeti de vardı.
Ertesi sabah annesinin elini tuttu.
Yıllar sonra ilk kez güneşin altında yürüdü.
Vizörün ardından gökyüzüne baktı.
Güneş artık korkutucu görünmüyordu.
Gülümsedi.
— "Anne... Ben geceye mahkûm değilim. Ben gündüzleri Dünya'yı keşfeden, geceleri ise Ay'ına dönen bir astronotum."
Yıllar geçti.
Zayn büyüdü.
Hastalığının hayallerine engel olmasına izin vermedi.
Astronomi alanında dünyaca tanınan bir bilim insanı ve yazar oldu.
Her konferansının sonunda aynı cümleyi söylerdi:
"Karanlıktan korkmayın. Çünkü en parlak yıldızlar, en derin karanlıklarda görünür. Ay Çocukları ise bize, gerçek ışığın gökyüzünden değil; insanın içinden doğduğunu öğretmek için dünyaya gönderilmiş yıldızlardır."
Yorum Yazın