Kokusu Hâlâ Duruyor
Kısa Öykü: Abdel Latif Moubarak
Gece ilerledikçe oda ürkütücü bir sessizliğe bürünüyordu. Sanki duvarlar genişliyor, tavan yükseliyor ve yalnızlık her geçen dakika biraz daha büyüyordu. Marwan, Leyla gidene kadar bir odanın da hafızası olabileceğini hiç düşünmemişti. Oysa şimdi her eşya onu izliyor, her köşe geçmişten bir anıyı sessizce geri getiriyordu.
Bir zamanlar birlikte yaşlanmayı düşledikleri eski ahşap yatağın kenarına oturdu. Yavaşça uzandı. Alıştığı sıcaklığı aradı. Ama sol yanında yalnızca buz gibi bir boşluk vardı. Eli istemsizce diğer yastığa uzandı; parmakları, Leyla'nın saçlarının yerini alan soğuk kumaşa dokundu.
O gece acı çeken yalnızca Marwan değildi.
Yatağın yıllardır sessizce taşıdığı ahşap gövdesi, ilk kez farklı bir gıcırtıyla inledi. Bu, yaşlılığın değil; bastırılmış bir hüznün sesiydi.
Sanki eski tahtalar ona fısıldıyordu:
— "Neden bu kadar ağırlaştın Marwan? Eskiden ikiniz kuş tüyü kadar hafiftiniz. Şimdi ise tek başına dağlar kadar keder taşıyorsun..."
Günler haftalara dönüştü.
Marwan, zorunlu ihtiyaçları dışında yataktan kalkmaz oldu. Artık bu yatak dinlenilen bir yer değil; geçmişle hesaplaşılan sessiz bir mahkemeydi. Tavana bakıyor, duvardaki saatin zamanı acımasızca tüketmesini dinliyordu.
Leyla'nın kokusu hâlâ yastıklarda yaşıyordu.
Sabahları usulca gelip yüzüne dokunuyor, odanın içinde yankılanan kahkahalarını yeniden hatırlatıyordu. Ama kokunun ardından gelen sessizlik, her defasında daha ağır oluyordu.
Fırtınalı bir gecede yatak örtüsü hafifçe kaydı.
Marwan, bunun Leyla'nın eli olduğunu sandı.
Hızla arkasına döndü.
Kimse yoktu.
Belki yalnızca rüzgârdı...
Belki de yatak artık onun yalnızlığına dayanamadığı için onu üzerinden silkelemeye çalışıyordu.
Marwan gözlerini kapatıp fısıldadı:
— "Sen bile mi benden yoruldun?"
Yatak uzun bir gıcırtıyla cevap verdi:
— "Senden değil... Eksik kalmaktan yoruldum. Ben iki ruhu taşımak için yaratıldım. Şimdi tek bir tarafa eğilmek belimi kırıyor."
Yatak unutmazdı.
İçindeki çelik yaylar yıllarca duydukları her kahkahayı, her fısıltıyı, her hastalık gecesinde Leyla'nın Marwan'ın alnını silerken söylediği duaları saklamıştı.
Şimdi ise yaylar paslanıyordu.
Nemden değil...
Marwan'ın kimsenin görmediğini sandığı gecelerde döktüğü gözyaşlarından.
Demir bile onun sessiz acısının yükü altında ağlıyordu.
Marwan dengeyi yeniden kurmak istercesine yatağın tam ortasında uyumayı denedi.
Ama bedeni hep sağ tarafa kayıyordu.
Sol taraf ise dokunulmamış kutsal bir mabede dönüşmüştü.
Oraya uzanmak ihanet gibi geliyordu.
Aylar geçerken ahşap da bu eksikliği kabullenemedi.
Yatak hafifçe bir yana eğilmeye başladı.
Sanki o da Leyla'nın dönmesini bekliyordu.
İlk ayın yedinci gecesinde Marwan, karşı yastıkta belli belirsiz bir çöküntü gördü.
Nefesi kesildi.
Odadaki bütün sesler sustu.
Saat...
Rüzgâr...
Hatta yatağın gıcırtısı bile.
Sanki tüm oda aynı umudu taşıyordu.
"Belki döndü..."
Ama gelen yalnızca özlemin yarattığı kısa bir hayaldi.
Marwan yumruğunu ahşaba vurdu.
— "O gitti..."
Bu kez yatak sertçe inledi.
— "Peki neden gitmesine izin verdin? Beni neden tarihimin yarısından mahrum bıraktın? Ben beklemek için değil... Kavuşmaları taşımak için yaratıldım."
Mevsimler değişti.
Marwan artık bedenini yataktan ayıramaz olmuştu.
Sırtı tahtalar kadar sertleşmiş, elleri ahşap kadar soğumuştu.
İkisi de aynı acıyı taşıyan tek bir varlığa dönüşmüştü.
Bir kadın eksildiğinde yalnız insanlar değil...
Evler de eksiliyordu.
Mobilyalar da yaşlanıyordu.
Sessizlik de yas tutuyordu.
Her gece yatağın gıcırtısı ile Marwan'ın derin iç çekişleri birbirine karışıyor; oda görünmeyen bir cenazenin ağıdını söylüyordu.
Ve sonunda Marwan anladı...
Bazı kokular yıllar geçse de silinmez.
Bazı yokluklar zamanla küçülmez.
Bazı yataklar ise, bir daha asla iki kişilik olamaz.
Gözlerini usulca kapattı.
Kendini sessizce yerçekimine bıraktı.
Tam o anda yatağın gıcırtısı da sustu.
Leyla geri döndüğü için değil...
Yatak, Marwan'ın da çoktan ruhuyla onun peşinden gittiğini anladığı için.
Geride yalnızca, başka bir ahşabın yasını tutan eski bir ahşap beden kaldı.
Yorum Yazın