Eski Sana'dan Bir Kesit: Bu Şehri Tanımayanlara
Yazar: Mustafa Abdulmelik es-Sumeydi
Yemenli Akademisyen ve Araştırmacı
Burası Eski Sana… Tarihin, insanın ve mekânın iç içe geçtiği kadim şehir. Dar sokaklarında yürüyüp taş duvarlarına dokunduğunuzda, tarihin yalnızca okunacak bir geçmiş olmadığını, adeta solunan bir nefes olduğunu hissedersiniz. Her taşında Hz. Nuh'un oğlu Sam'ın izlerini, her yapısında tufandan sonra yeryüzünde yükselen ilk mimari anlayışın izlerini görürsünüz.
Bu sokaklarda ilerlerken zaman size fısıldar: Sanki gökyüzü ilk kez burada yükseltilmiş gibidir. Bu, binaların yüksekliğini anlatan mecazi bir ifade değildir; aksine, binlerce yıllık tarihin omuzlarında yükselen bir medeniyetin görkemidir. Sana'nın toprağı, insanlığa kerpiç mimarisini armağan eden ilk büyük okul gibidir. Çamurdan yükselen evleri ve kırmızı kiremitleri, yüzyıllara meydan okuyan bir sanat anlayışının sessiz tanıklarıdır.
Şehrin arasında yürürken kendinizi hayranlık içinde bulursunuz. Düşünceler adımlarınıza eşlik eder, medeniyet aynasını elinize uzatır ve önce yağmurun, ardından insan emeğinin oluşturduğu eşsiz güzelliği gösterir. Sonra aklınıza tek bir soru gelir: Asırlar boyunca yağan yağmurlara rağmen bu yapılar nasıl ayakta kalabildi? Cevabı bulmak için duvarlarına dokunmanız yeterlidir. O zaman anlarsınız ki sağlamlığın kanunları bu toprağın çamurundan yazılmıştır; insan ise aynı topraktan yaratılmış olmasına rağmen ne kadar kırılgandır.
Başınızı kaldırıp evlerin üst katlarında yer alan geleneksel "tayraman" pencerelerine baktığınızda, akşam saatlerinde bile güneş ışığının camlarda parıldadığını görürsünüz. Sanki güneş bu şehrin yüzünden hiç eksilmemektedir. Hilalin güneşle kucaklaştığı bu manzara, Sana insanının misafirperverliğini ve cömertliğini simgeler. Bu görüntü insana gerçek medeniyetin yalnızca taş ve topraktan değil, güzel ahlaktan da oluştuğunu hatırlatır.
Eski Sana'nın sonbaharı bile farklıdır. Burada yapraklar değil, kırmızı kiremitlerin üzerine düşen ışıklar dökülür. Tarihi çarşıların ışıkları; altın, gümüş, Yemen akikleri, Himyeri hançerleri ve asırlık el sanatlarıyla birleşerek büyüleyici bir atmosfer oluşturur.
Şehirde düğün zamanı geldiğinde sokaklar bambaşka bir kimliğe bürünür. Renkli fenerler dar sokakları süslerken davulların ritmi her köşeye yayılır. Bu sesleri dinleyen biri, daha önce hiç duymadığı bir ezgiyle karşılaşmış gibi hisseder. Erkeklerin geleneksel "Bera" dansı ise adeta savaşa hazırlanan askerlerin disiplinini ve sanatın zarafetini aynı anda yansıtır. Hareketlerdeki kusursuz uyum, insanın ruhuna işler. İster yerli olun ister yabancı bir turist, bu gösteriye kayıtsız kalmanız mümkün değildir. Hatta hasta ya da yorgun olsanız bile bir süre durup izlemek istersiniz. Düğün alanından ayrıldıktan sonra bile davulların ritmini kalbinizde hissetmeye devam edersiniz; başınız farkında olmadan sallanır, elleriniz hayali bir hançer tutar gibi hareket eder. İşte geleneklerin büyüsü tam da budur.
Akşam vakti şehrin sokaklarından geçerken Büyük Cami'den yükselen ezan sesi sizi ansızın durdurur. Sana makamıyla okunan bu ezan, gökyüzünden süzülen manevi bir çağrı gibidir. O an insanın göğsünde lavanta çiçeği açmış gibi huzur belirir. Eğer bu şehri Ramazan ayında ziyaret etme şansınız olursa, yaşayacağınız manevi atmosfer bambaşkadır. İftar öncesinde Muhammed Hüseyin Amir, el-Kureyti veya el-Halili gibi meşhur hafızların Kur'an tilavetini dinlerken, sanki cennet nehirleri ruhunuza dokunur. Kendinizi hayatın bütün yüklerinden arınmış, yeniden doğmuş gibi hissedersiniz.
Şehre ilk adım attığınızda sizi seyyar satıcılar karşılar. Kışın soğuğunda birkaç kuruşa sıcak bir ceket satın alabilir, biraz ileride meşhur çaycıdan bir bardak çay içebilirsiniz. Çayın ardından insanların "Gerçekten insanı mest eden bir çay." dediklerini duyarsınız. Yol boyunca üzüm, badem ve Yemen fıstığı satan dükkânlar size eşlik eder. Sanki şehir sizi uğurlamak yerine son sokağa kadar yanınızda yürümektedir.
Eski Sana'nın her köşesinin kendine özgü bir kokusu vardır. Sabahın erken saatlerinde sokakları saran kebap kokusu iştahınızı yeniden açar. Yemen kahvesinin eşsiz aroması ise sizi geçmiş yüzyıllara götürür ve "Dünyanın en iyi kahvesi Yemen kahvesidir." sözünün neden söylendiğini anlamanızı sağlar. Tütsünün kokusu ise günlerce elbiselerinize, saçlarınıza ve teninize siner. Böylece şehrin bir parçasını üzerinizde taşımaya devam edersiniz.
İşte Eski Sana'nın büyüsü böyledir. İlkbahar ve yağmur kadar eşsiz, zaman kadar derindir. Bu şehir yalnızca korunmuş tarihi yapılar topluluğu değildir; nefes alan, konuşan, kokusuyla yaşayan ve insanların kalbinde yer edinen canlı bir medeniyettir. Onu tanıyan hiç kimse buradan sıradan bir yolcu olarak ayrılmaz. Onu hiç tanımayan biri ise dar sokaklarında attığı ilk adımla gerçek medeniyetin yalnızca kerpiç ve taştan değil, onu yaşatan insandan oluştuğunu anlar.
Yorum Yazın