Öncelikle dün yaşanan ve "Bitti" denip, "Mekap Numaralarına Kadar Biliyoruz" şeklinde açıklamalar yapılan, her gün onlarca, hatta oncasını imha ettik denilen terör saldırısına gelen iki bombacıdan bahsetmeyeceğim. Çünkü tam da yeni Anayasa tartışmalarının yapıldığı meclise çok yakın bir yerde gerçekleşen bomba saldırısı haberine diğer konular gibi hızla yayın yasağı getirildi.
Evet, "yeni Anayasa diyenlerin önce Anayasaya uyması lazım" dediğimi belirterek başkent Ankara'da yaşanan ve PKK'nın üstlendiği söylenen, kınadığım bir saldırıyı yorumlarınıza bırakıp, bizim yaptığımız haberlere değinmek istiyorum. Çünkü "Gazetecilerle Gündem" adlı programı Tempo TV'de canlı olarak sunuyorum ve bu nedenle Ardahan ve Ardahanlılar ile ilgili haberleri uzak kalmam gerektiği için takip etmek zorunda kalıyorum.
Örneğin, Posof Kaymakamının Özel İdare ve SYDV imkânlarıyla oturduğu evin onarıldığı haberini ve bu haberi yapmadan önce bu evin önüne çardak kuran kişinin öldürüldüğü ve öldürenin oğlu olduğu yönündeki haberimizi Ardahan merkezdeki Çağrı Merkezi gibi kurumlarla ilgili yorumlarımızı ve "Yerelden Ulusala" parolasıyla bu haberlerin gazetelerimizde ve ulusal medya ekranlarında yer aldığını gördüm.
Ardından, bu haberlere yanıt vermesi gerekenlerin suçluluk psikolojisiyle yüzümüze değil arkamızdan konuşup hatta hakaretler yağdırmalarına gelelim. Yazın saz, kışın kaz etkinlikleri ile sahnede olan ama toplanan paraları, satılan biletleri ve hesapları kamuoyuna açıklanmayan sözde eğitim gecelerinin yapıldığı şu günlerde İstanbul'da olduğum için yaptığımız, yazdığımız, konuştuğumuz haberlere verilen açıklamaları haber kaynaklarımdan alıyorum.
Bazı yerel gazetelerin, gazetecilerin yaptıklarını görmemezlikten gelip, olumsuzlukları abarttığını vurgulayan bu savunmayı duyduğumda insanı güldüren bu saçma savunmaları teyit ettirirken, bu kişilerin haberlere konu olan eleştirilerimize bu savunmayı kendilerince yaparken kendi kendilerini tatmin ettiklerini not ediyorum. Aynı şekilde, kendilerine rastladığımızda yüzlerine cevaplayacağımızın bilinmesini de isterim.
Şimdi bu konuyla ilgili devam etmek istiyorum, ancak yıllar önce 2015 yılında ele aldığım bir yazıya rastladım ve şunu anladım: Şahıslar, isimler, makamlar değişse de durumun hala aynı olduğunu gördüm. Bu nedenle, 2015 yılındaki yazımı yayınlamak istiyorum çünkü o zamandan bu yana pek bir değişiklik olmadığını görüyorum.
İşte yıllar önce yazdığım ve hala geçerli olan yazı:
"Üzüldüm, Güldüm...
Dün, il dışında olduğum için katılamadığım bir basın toplantısı düzenleyen AK Parti Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay'ın açıklamasında, basından dertli olduğunu dile getirdi ve "bazı yerel gazetelerin yapılanları görmemezlikten gelip, olumsuzlukları ise abarttıklarını" vurguladı. Ek olarak, "Menfaat beklentisi içinde olan bazı gazeteciler, kişisel çıkarlarının olmaması durumunda hemen karalama kampanyasına başlıyor" dedi.
Tüm eleştirilere rağmen adını her yazdığımızda profesör unvanını elinden almamak için emeğiyle hak ettiğine inandığım bu diplomasına saygı gösteren gazetecilerin başında geldiğim için ve Ardahan adına beklediğimiz hizmetleri alamadığımızdan dolayı kendisini eleştiren bir gazeteci olarak bu açıklamasını okuduğumda hem üzüldüm, hem de güldüm.
Üzüldüm, çünkü "gazeteci geçinenler" dediklerinin "Sen bu lafı kime diyorsun?" diye bir soru sormayışlarına ve bu sözün kendilerine söylendiğini anlayıp yüzleri kızararak kabul etmelerine şaşırdım. Güldüm, çünkü Atalay ile menfaat veya Ardahan'ın sorunları ile ilgili herhangi bir normal görüşme olmamıştı. Seçmenin olduğu gibi benim telefonuma da cevap vermemişti. Ayrıca, olumsuzlukları kabul edip, yapamadığı hizmetleri abarttığımızı kabul etmelerine de güldüm.
Yorum Yazın